27 Nisan 2013 - 18:31
Irak'ta kim kiminle savaşıyor?

Bismillah Irak geçen Salı günü(24 Nisan) güvenlik güçlerine yapılan silahlı saldırılarla başlayan çatışmalarda çoğu polis güçlerinden olmak üzere şimdiye kadar 200 kişinin ölümüne yol açtı. Çatışmaların Kerkük, Tekrit ve Musul'da patlak vermesi farklı anlamlar taşımaktadır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Irak'taki son çatışmalar Kürtlerle Sünni Araplar arasında ekonomik bölgelere hakim olmak amaçlı başlatılmış olup doğal olarak Şiilerin kontrolündeki merkezi hükümeti de çatışmaların içine çekmiş bulunuyor. Bu konuda birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum:

 

1- Tikrit ve Musul Baaşçıların iki önemli faaliyet merkezi sayılır. Bu bölgelere hakim olmasalar da köklerinin bu iki şehirde kurutulamadığından şüphe yoktur. Baasçılar ve El-Kaide Saddam döneminde de irtibat halindeydiler, ama bu ilişkiler 2002-2005 yılları arasında stratejik işbirliğine dönüştü ve işbaşına gelen seçilmiş hükümeti düşürmek için müttefik oldular. Bu dönemde Felluce, Tikrit, Musul, Neyneva ve Bağdat'ta El-Bağdadi'nin liderliğinde Ensar-ı İslam adı altında terör faaliyetlerini sürdüren El-Kaide 2007 yılında dağılmanın eşiğine geldi, elemanlarının çoğu Lübnan'a kaçtı ve Lübnan'ın kuzeyinde Filistinli göçmenlere ait Nehr'ul Barid kampına yerleştiler. Orada da Lübnan ordusuyla girdikleri çatışmalar sonunda dağıldılar. El-Kaide güçleri son haftalarda Lübnan ve Irak'ta yeniden faal duruma geçerek Lübnan'ın Trablus ve Irak'ın Kerkük bölgelerindeki son olayları çıkarttılar. Suyriye'deki gelişmelerin etkisinde yeniden aktif duruma geçen El-Kaide'nin lideri El-Bağdadi nitekim yayınladığı son bildiride yakında Irak ve Suriye'de "İslam Emirliği" -veya İslam ülkelerindeki ilk El-Kaide devletini- kuracaklarını ilan etti.

2- Irak'ta son çatışmaların cereyan ettiği bölgeler genellikle Kürtlerle Sünni Arapların yaşadığı bölgelerdir ve bunun için Kürtlerle Araplar arasındaki sorunlara bir göz atmak gerekir. Maceranın tarafları arasında iki önemli gelişmeye tanık olduk. Kürtler, Nuri El-Maliki kabinesindeki bakanlıklarını askıya alıp yaklaşık 35 Kürt milletvekilinin meclisi terketmesiyle fiilen merkezi hükümetle ittifaklarını kesmiş oldular. El-Kaide ise resmi bildirisinde Irak ve Suriye'nin sünni bölgelerinde bir İslam emirliği kuracağını ilan etti. Bu durumda hem Sünni Arapların hem de Kürtlerin taleplerini gerçekleştirmek için yeni bir oyun başlattıkları söylenebilir. Bu iki kesimin ortak yanları ise 2004 yılında ve yeni anayasanın tedvini öncesinde Şiilerle imzaladıkları misaka bağlı kalmadıklarıdır.

3- Ciddiyetini koruyan soru şudur: Acaba Kürtler ve Sünni Araplar nüfus, coğrafya ve güvenlik yeteneklerine dayanarak Şiilerle ittifaklarını görmezden gelebilirler mi? Cevap "evet" olursa bu,etnik/mezhebi taleplerini gerçekleştirmek için dahili bir karar olarak değerlendirilir ve dahili bir karar olduğu için saygı gösterilse de siyasi alanda tek başlılık pek de beğenilir bir durum değildir. Ama gerçek şu ki ne Kürtler ne de Sünni Araplar tek başına meydana çıkıp süreci yönetecek insan gücü, coğrafi konum ve güvenlik yeteneğine sahip değiller. Çünkü Kürtler Irak nüfusunun %20'den azına ve ülke topraklarının yaklaşık %20'sine sahipler ve ekonomik açıdan Bağdat'a bağımlıdırlar. Askeri güçleri ise 400 bin kişilik Irak ordusunun üstesinden gelecek düzeyde değildir. Sünni Araplar ise hem nüfus ve hem coğrafi konum olarak Kürtlerle hemen hemen aynı düzeyde olmalarına rağmen askeri-güvenlik güç bakımından Kürtlerden daha zayıf durumdalar. Belli ki son gelişmeler "dışa göz dikme" ve dış güçlerle ortak planlar , düzenlemeler yapma temeline dayalıdır. Bu ise bir tür "tevehhüm"(kuruntuya düşme) veya talep-kuruntu karışımı bir arzudur.

Erdoğan hükümeti ile Türkiye Kürtleri liderleri arasında yapılan ve bu ülşke Kürtlerine belli düzeyde birtakım özgürlükler tanımayı amaçlayan gizli anlaşmaların etkisinde kalan Irak'lı Kürtler bu vesileyle konumlarını güçlendirmeyi ve "Kürtlerin Merkezi" konumuna geçmeyi istemekteler. Bu görüş, daha çok Iraklı ve Suriyeli Kürt liderler arasında yapılan görüşmelerde Suriyeli Kürtlerin "Barzani'nin şeyhliğini" kabul etmelerinden sonra güçlenmeye başladı. Irak'lı Kürtlere göre Kerkük'e hakim olurlarsa merkezi hükümete ekonomik bağımlılıktan kurtulurlar. Ve yine onlara göre; Diyale ve Musul gibi sünni Arapların çoğunlukta olduğu eyaletlerin bazı kesimlerinde Kürt nüfusunun ağırlığı dolayısıyla bu bölgeler de Erbil'e bağlanmalıdır ve Kürtlerle sünni Araplarla arasındaki ihtilaflar kürtler lehine sonuçlanmalıdır. Barzani'nin Kürt bakanlarının kabineden ve Kürt milletvekillerinin Irak meclisinden ayrılmaları öte yandan Mesut Barzani'nin kendi konumunu Kürtler arasında jeopolitik bir duruma getirme çabaları yönünde olup ayrıca ele alınmalıdır.

Sünni Araplar da aynı sebeplerden dolayı Kürtler gibi Irak'ın petrol bölgelerine hakim olmak istedikleri gibi Kürtlerin durmadan güçlenmesini kendi iktidarlarına aykırı bulmaktalar. Suriye gelişmeleri ve El-Kaide'nin acımasız operasyonlarını önemli bir fırsat olarak değerlendiren Iraklı sünni liderler böylece hem Kürtlere karşı Musul, Diyala ve Kerkük bölgelerindeki konumlarını belirlemeyi hem de halkın seçtiği merkezi şii hükümetini zayıflatmayı amaçlamaktadırlar. Bu bölgelerde hem şiilere hem de Kürtlere aynı zamanlı saldırılar düzenlemeleri de bu iddianın göstergesidir.

 Suriye'de muhaliflerin Arabistan, Türkiye ve Katar'ın cömertçe yardımlarıyla hükümet kurduklarını ilan etmesini fırsat bilen Baasçılar ve el-Kaide güçleri, Irak'ın geleceğinde daha etkili yeni bir konum elde edeceklerini sanıyorlar. Halbuki Suriyeli muhalifler henüz bir başarı sağlayabilmiş değiller ve Beşar Esad hükümeti hayatını sürdürmektedir.

4- Nuri el-Maliki'nin merkezi hükümeti, Kürtlerle sünni Araplar arasında cereyan eden bu çatışmalara kayıtsız kalmayarak görevini yerine getirmektedir. Çünkü her iki hareket de Irak'ın milli menfaatleri ve gücüne aykırıdır. Her iki plan da Irak'ı bölünmeye götürmektedir. İdtifa eden bakanlar yerine yenilerini atayarak gösterdiği ani tepki Irak merkezi hükümetinin uygun bir hazırlık içinde olduğunun işaretidir. "Irak'ın karşı karşıya olduğu fitne ateşi yaşı da kuruyla birlikte yakacaktır" uyarısında bulunan Başbakan Maliki, bu çatışmaların etnik ve mezheb savaşına dönüşme yeteneğine sahip olduğunu vurguladı ve meydanda görünen de bu iddiayı destekler niteliktedir.

Gerginlik eğer Sünni Araplarla Kürtler arasında devam ederse bu ekonomik amaçlı çatışmalara dönüşür ve doğal olarak merkezi hükümeti de ve şiileri de içine çeker. Ama gerginlik mezhebi bir hüviyete bürünürse dahili düzen tehdit edilir. Bu durumda Suudi ve Ürdün gibi bölge ülkeleri rejimleri sünni Arapları destekleme bahanesiyle müdahil olur ve Kürtler de Erbil yönetimi lehine çatışmalara katılırlar. Bu durumda Irak hükümetinin ortaya çıkan mevcut gerginliği gidermek için daha çok ciddiyet ve hassasiyet göstermesi gerekmektedir.

5- Irak'taki çatışmalar birçok kesimi kaygılandırmaktadır. Suriye'de seküler ve Batı yanlısı bir rejimi iş başına getirmeye çalışan güçler açısından el-Kaide ve Irak Baasçılarının faal duruma geçmeleri kaygı verici olduğu gibi sünnileri hamisi bölgesel güçler açısından da Kürtlerin Kerkük'e hakim olmaları ve Sünnilerin hissesinin Kürtlere verilmesi kabul edilemez bir durumdur. Her iki çevreden bazı ülkelerin ve dahili uzantılarının maceranın bir önce çözüme kavuşturulması için Şiilerden yardım istemelerine tanık olmaktayız. Irak meclisinin sünni başkanı Usame En- Nuceyfi'nin Şii liderlerden İbrahim Caferi, Ammar hekim ve Ahmed Çelebi'yle irtibata geçmesi ve ABD hükümetinin başbakan Maliki ile temasları bu doğrultuda değerlendirilebilir.

Irak'ta durumun karışması Suriye krizi üzerine yoğunlaşmış ABD, Fransa, Arabistan, Türkiye ve Katar'a şimdilik yaramamaktadır. Çünkü Irak'taki hadiseler aşırı mezhepçi ve kavmiyetçi mahiyetine ilaveten El-Kaide'nin Suriye'deki kolu En-Nusra Cephesi'nin lehine işler ve bu ülkelerin Suriye planına aykırılık teşkil eder. Irak'taki son çatışmaların sünni Arapları, biri El-Bağdadi'nin liderliğindeki Baasçılar ve El-Kaideciler, ötekisi Nüceyfi gibilere meyilli çevreler olmak üzere iki gruba ayıracağıne kesin gözüyle bakılmaktadır. Bu durumun Kürtler lehine olacağı anlamı taşımaz, çünkü merkezi hükümet Kerkük ve Musul hususunda sünni Araplara daha yakın bulunuyor.

Sadullah ZAREİ